TEMA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TEMA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2013 Perşembe

Orman Yangınlarının Yüzde 98’i İnsan Kaynaklı


Doğal afetlerin başında gelen orman yangınlarının çıkmasında ve yayılmasında en uygun koşullara sahip Akdeniz iklim kuşağının etkili olduğu Türkiye’de, 2013 yılında Temmuz ayının sonuna kadar 1.462 adet orman yangını çıktı ve 3.194 hektar alan zarar gördü

Türkiye’de her yıl ortalama 2.017 adet yangın çıkıyor, yanan alanların ağaçlandırılması için ise her yıl yaklaşık 50 milyon TL harcamak gerekiyor

Ülkemizde her yıl olduğu gibi ihmal ve dikkatsizliklerimiz sonucu ormanlarımız yanmaya devam ediyor. 2013 yılında Temmuz ayının sonuna kadar 1.462 adet orman yangını çıkarken 3.194 hektar alan zarar gördü. Çıkan yangınların 1.170 hektarını örtü yangını, 2.024 hektarını ise tepe yangını oluşturdu. Son günlerde hemen hemen hergün 15-25 adet orman yangını çıkıyor.

Türkiye’de son yıllarda İtalya, Fransa, Portekiz, Yunanistan ve İspanya gibi çoğu ülkeye kıyasla orman yangınlarını söndürme ve kontrol altına alma konusunda daha etkin ve başarılı çalışmalar yürütülüyor. Buna rağmen her yıl ortalama 2.017 adet yangın çıkarken ve ortalama 8.400 hektar orman alanı yangından zarar görüyor. Bu da yüz binlerce ağacın, ot ve çalının kül olması, milyonlarca böceğin, binlerce kuşun, memelinin, sürüngenin yanarak yaşamlarını yitirmesi, yaşam alanlarının bozulması, orman ekosistemlerinde yaralar açılması anlamına geliyor. Yanan alanların ağaçlandırılması ise her yıl yaklaşık 50 milyon TL’nin harcanması demek.

Genellikle göz ardı edilen önemli bir hasar da topraklarımızda oluşuyor. Toprakların yaşamsal gücü toprağın en üst katmanında çokça yaşayan mikrobiyel dünya ile ilgili. Bu canlı toplulukları gözle görülemez düzeyde olsalar bile toprakların verim ve yenilenme gücünü sağlayan eşsiz bir canlılar sistemini oluşturuyor. Yangınlar sırasında bu canlılar topluluğunun bileşimi değişirken, yararlı birçok organizma da yok oluyor, orman ekosistemi hasar görüyor. Yangınların toprağa olan diğer zararı ise toprak parçacıklarının birbirine bağlı kalmasını sağlayan doğal toprak organik maddesi olan humusun yanması olarak öne çıkıyor.  Böylelikle toprak tanecikleri kırılgan ve duyarlı bir hal alarak, çok ufak zerreciklere ayrılıyor. Dikilen fidanlar toprağı örtene kadar erozyonla toprak kaybı oluşuyor. 

Ülkemizde büyük zararlara neden olan orman yangınlarının hemen hemen tamamının sebebi insanlar. Küçük ihmal ve dikkatsizlikler yangınların en büyük nedenini oluşturuyor. Orman yangınları nedenlerinin yüzde 76’sı piknik ateşi, sigara, orman içi veya kenarında bulunan çöplükler, çoban ve avcı ateşi, anız yakılması gibi ihmal ve dikkatsizliklerden kaynaklanıyor. Bu orana faili meçhul olanlar da dahil edildiğinde oran yüzde 90’a ulaşıyor. Yangınların yüzde 8’inin ise kasten orman yakma fiili sonucu ortaya çıktığı görülüyor.

Orman yangınlarının önlenmesinde kamuoyunu aydınlatıcı ve uyarıcı eğitim çalışmalarının büyük önem taşıdığını ifade eden TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç  “Her yıl kamuoyunun orman yangınlarına karşı uyarılmasına özel önem veriyoruz. Eğitim çalışmalarımızda orman yangınlarının neden olduğu çevresel sorunlar ile bunların orman ekosistemlerine ve iklim değişikliğine etkileri konularına ağırlık veriyoruz. Bunu önemsiyoruz çünkü ülkemizde orman yangınlarının %98’i insan kaynaklı” dedi.

Vatandaşların herhangi bir duman gördüklerinde de ücretsiz ALO 177 Orman Yangın İhbar Hattı’nı arayarak yangını yetkililere bildirmeleri erken müdahale için çok büyük önem taşıyor. Zira erken müdahale ile yangınlar daha kısa sürede daha küçük alanlarda kontrol altına alınabiliyor. Türkiye’de 2002 yılında yangına ortalama 40 dakikada ulaşılıyorken bu süre son yıllarda 18 dakikaya kadar düşürüldü.  Bu sürenin düşürülmesinde erken haber alma sistemlerinin oluşturulması, helikopter dahil müdahale araçlarının yenilenmesi önemli bir rol oynadı.

Özgül Erdemli Mutlu
TEMA Vakfı
Kurumsal İletişim ve Çevre Politikaları Bölüm Başkanı

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Yanlış Karar Danıştay’dan Döndü!


TEMA Vakfı’nın 2009 yılında açtığı 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planında, öncelikle plan hukuku başta olmak üzere, orman ve tarım alanları, kıyı alanları, su havzalarının yapılaşmaya açılmasını öngören Plan kararlarının ve ilgili bölümlerinin gerekçeleri ile birlikte iptali davasında, Mahkeme içeriğe bile bakmadan, “taleplerimizin dava konusu olamayacağı” yönünde karar vererek, davamızı reddetmiştir. Yanlış karar Danıştay’dan dönmüş ve Danıştay 6. Dairesi, Mahkeme’nin kararını bozarak; İstanbul’u yapılaşmaya açacak Plan kararlarının ve ilgili bölümleri ile ilgili davanın görülmesinin önünü açmıştır.

İstanbul’un anayasası olarak kabul edilen 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında 3. Köprü, 3. Havaalanı ve Kanal İstanbul gibi projeler yer almıyor. 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, İstanbul’un kuzeyinin yapılaşmaya açılmasının İstanbul için bir felaket olacağını belirtmekle beraber, planın belirli bölümleri İstanbul’un orman ve tarım alanları, kıyı alanları, su havzalarının yapılaşmaya açılmasını öngören maddeleri içeriyor. Ayrıca, havza ve bölge bazında hazırlanmadığı için üst ölçekli çevre düzeni planından ziyade,  il çevre düzeni planı içeriği taşıyor ve üst ölçekli planlamanın gerektirdiği kapsayıcı bakış açısını da içermiyor.

TEMA Vakfı, 17.07.2009 tarihinde askıya çıkan 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planının, öncelikle plan hukuku başta olmak üzere, orman ve tarım alanları, kıyı alanları, su havzalarının yapılaşmaya açılmasını  öngören Plan kararlarının ve ilgili bölümlerinin gerekçeleri ile birlikte iptali için dava açmıştır. TEMA Vakfı; anılan planı hassasiyetle incelemiş ve İstanbul’u plansız bırakmamak için, planın tamamen değil, kısmen iptalini talep etmiştir. Dava sürecinde, bilirkişi raporu TEMA Vakfı’nın lehine geldi. Ancak, bilirkişi raporuna rağmen mahkeme bilirkişi raporunun içeriğini incelemeden davayı Haziran 2012’de reddetti.

TEMA Vakfı, 2009 yılından beri sürdürdüğü hukuki mücadelesini Danıştay’a taşımıştır. Danıştay 6. Dairesi, mahkemenin kararını bozarak, Vakfın açtığı 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planında belirli maddelerinin ve öncelikle plan hukuku başta olmak üzere, orman ve tarım alanları, kıyı alanları, su havzaları ile ilgili Plan kararlarının ve ilgili bölümlerinin gerekçeleri ile birlikte iptali davasının görülmesine karar vermiştir.

TEMA Vakfı olarak, orman ve tarım alanlarımız, kıyı alanlarımız ve su havzalarımız gibi doğal varlıklarımızın korunması için yıllardır sürdürdüğümüz hukuk mücadelemize devam edeceğimizi bu vesileyle bir kez daha duyurmak isteriz.


Toprak Yaşamdır                       TEMA Vakfı

4 Haziran 2013 Salı

"Çevre Gününü kutlamıyoruz"

 Çanakkale TEMA İl Temsilcisi Hanifi Araz 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü  ‘kutlanacak’ bir şey olmadığı için kutlamadıklarını ifade etti.  

Araz açıklamasında şu ifadelere yer verdi; " Biz ülkemizin doğasına, tüm canlıların yaşam hakkına sahip çıkan her yaştan, her düşünceden sivil toplum gönüllüleriyiz. Günlerdir Taksim Gezi Parkı’nda sembol haline gelen nöbetimizle, ülkemizin doğasına ardı ardına ve acımasızca indirilen darbelere karşı tek yürek olduk, hepimiz için direniyoruz, direnmeye de devam edeceğiz. Bizler bu yıl 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü  ‘kutlanacak’ bir şey olmadığı için kutlamıyoruz. Ama bu pes ettiğimiz, yorulduğumuz anlamına gelmiyor. Aksine hiç olmadığı kadar başımız dik ve umutluyuz. Sivil toplum kuruluşları olarak; ilk kez halkımızı yaşama sahip çıkmak için sokaklara, meydanlara çıkarmak için çaba sarf etmedik. Duyarlı herkes, ağaçları korumak için kendiliğinden Taksim Gezi Parkı’nda toplandı, ağaçların başında çadırları yakılmasına, biber gazı ve tazyikli suya maruz kalmasına rağmen gece gündüz nöbet tuttu. Gelemeyenler sosyal medya aracılığı ile mesajlarımızı, yaşananları dünyaya yaydı. Ve yine ilk kez ekoloji temelli bir sivil toplum hareketi toplumun her kesiminden insanı bir araya getirdi. Taksim Gezi Parkı Direnişimiz, sadece ağaçların korunması için değil suyumuzu esaret altına alan HES’ler, güneşimiz ve rüzgârımız varken dünyanın vazgeçtiği nükleer santrallerin inşasındaki ısrar, İstanbul’un geriye kalan son ormanlarını yok edecek, su havzasını kirletecek 3. Köprü, ülkemizin en verimli tarım toprakları Trakya’yı ne hale getireceğini düşünmek bile istemediğimiz Kanal İstanbul Projesi, maden ve taşocaklarından sonra ormanlarda petrol aranmasına izin verilmesi, Tabiat Kanunu ile tüm korunan alanları savunmasız bırakacak ‘yasal’ düzenlemeler, özetle ve maalesef saymakla bitmeyecek çoklukta insanın yarattığı ‘doğal olmayan’ felaketlere karşı. Taksim Gezi Parkı Direnişimiz, bu yatırım kararlarından dolayı doğayla bir bütün yaşam süren insanları, yaban hayvanlarını yerlerinden etmesine, çözüm arayanların suçlanmasına ve çözüm yollarının tıkanmasına karşı. Taksim Gezi Parkı Direnişimiz, hayvan haklarının korunmamasına karşı. Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’nın çok yakın bir zamanda TBMM’de görüşülerek onaylanacak olması yüzünden endişelerimiz sonsuz. 2010 yılından itibaren verdiğimiz mücadelenin ve önerilerimizin dikkate alınmamasından ötürü üzgünüz. Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma(ma) Kanunu yüzünden ülkemizdeki orman alanları, sulak alanlar, kıyılar ve bütün diğer doğal alanlar geri dönüşü olmayacak tahribatlara karşı savunmasız kalacak. 
Dünya 5 Haziran’da Çevre Gününü kutluyor. Keşke bizler de…"


30 Mayıs 2013 Perşembe

İstanbul’a ‘Kaçak’ Köprü!

İstanbul'a yapılacak üçüncü köprünün temelleri atıldı. TEMA vakfından yapılan açıklamada "Asya ve Avrupa kıtalarını ‘kaçak’ olarak birbirine bağlayacak olan 3. Köprü’nün temeli 29 Mayıs 2013 tarihinde 
atıldı. İstanbul’un Anayasası olarak nitelendirilen 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda yer almayan ve 
Çevresel Etki Değerlendirme(ÇED) Raporu olmayan 3. Köprü, İstanbul’un ulaşım sorununa çare olmayacağı gibi, 
ekolojik açıdan hassas orman alanlarının tahribatına ve bütünlüğünün bozulmasına, su havzalarının kirlenmesine, 
yaban hayatın etkilenmesine ve ekolojik dengenin bozulmasına neden olacak". denildi.



3. Köprü, İstanbul’un 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planında Yer Almıyor

TEMA Vakfı, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni planlarını takip ederek çevresel sorunları daha yaşanmadan çözmeye gayret ediyor. Bu kapsamda izlenen İstanbul’un 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, 2009 yılında onaylandı. Plan kesinleşmişken İstanbul’a 3. Köprü’nün yapılacağı ve yer belirleneceği tartışmaları alevlendi. Bu süreçte bilim insanları, uzmanlar ve STK’ların tüm diyalog çağrıları ile uyarılarına rağmen 3. Köprü’de temel atılma noktasına gelindi.

İstanbul 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı, Açıkça 3. Köprüye Karşı Çıkıyor
İstanbul 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Raporu’nda, I. ve II. köprülerin kent makroformu (şekli) üzerindeki 
olumsuz etkileri ortaya kondu ve kentin kuzeye doğru gelişmemesi gerektiği açıklandı. Hatta rapor, 3. Köprü’yü
İstanbul ulaşımı için tehdit olarak değerlendirdi. Buna rağmen uyulması zorunlu olan planın tüm kararları hiçe 
sayıldı ve plana şehircilik ile planlama ilkelerine aykırı şekilde, “ilave boğaz geçişleri alt ölçekli planlarda 
değerlendirilecektir” notu eklendi. Oysa, üçüncü bir boğaz geçişi, bağlantı yolları, bu yolların mevcut ulaşım ağı ile 
ilişkilendirilmesi, arazi kullanımının nasıl şekilleneceği, İstanbul’un ekolojik açıdan hassas alanlarının korunması 
için alınması gereken önlemler gibi konular ancak üst ölçekli planlarda ele alınması zorunlu konulardır. 2010 
yılında onaylanan 1/25.000 ölçekli İstanbul İli Kuzey Marmara Otoyolu Nazım İmar Planı incelendiğinde ise ilgili 
plan kararlarının geliştirilmediği, sadece harita üzerine yol izlerinin işlendiği görüldü. Yapılan işlemler kesinlikle 
planlama değildir, aynı zamanda uyulması zorunlu olan 1/100.000 ölçekli plana da aykırıdır. 

3. Köprü’nün ÇED Raporu da Yok
Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’nin Geçici 3. Maddesi daha önce iki kez iptal edilmesine rağmen, geçtiğimiz ay kapsamı değiştirilerek yeniden Yönetmeliğe eklendi. Buna göre, 3. Köprü gibi, çevresel etkisi son derece geniş bir proje, ÇED kapsamı dışına çıkarıldı. 3. Köprü gibi etkileri çok büyük ölçekte olacak bir yatırımın sadece belirli bir tarihten önce yatırım programına alındığı gerekçesiyle ÇED dışına çıkarılması İstanbul’un geleceğini çok ciddi bir şekilde tehdit edecektir. 

TEMA, 3. Köprüye Karşı 4 Dava Açtı
TEMA Vakfı olarak, 3. Köprü ile ilgili gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Konuyla ilgili olarak 1/100.000 ölçekli 
İstanbul Çevre Düzeni Planı Değişikliği ve 1/25.000 ölçekli 3. Köprü Nazım İmar Planı’nın iptali için İstanbul Bölge 
İdare mahkemelerinde 4 ayrı dava açtık. Davalardan birini çok kısa süre önce bilirkişinin TEMA’yı haklı bulan 
raporuna rağmen kaybettik, ama yılmadık mahkeme kararına itiraz ettik. Diğer davalarımız ise halen devam 
ediyor. 



Gelecekte Nasıl Bir Türkiye Hayal Ediyoruz?
TEMA Vakfı olarak, 3. Köprü meselesini sadece İstanbul’un ulaşımı ile ilgili bir konu olarak değil, gelecekte nasıl bir Türkiye hayal ettiğimizle ilişkili olarak görüyoruz. İstanbul, hızlı bir mekansal dönüşüm süreci ile birlikte çok ciddi  kentsel sorunlarla boğuşuyor. Plansız gelişme, kentin yaşam destek sistemleri olan su havzaları, tarım arazileri,  ormanları ve meralarını yok oluşa sürüklüyor. Temeli atılan ‘Kaçak 3. Köprü’, daha fazla karbon emisyonu, ormansızlaşma ile daha az karbon tutulması; daha fazla kuraklık ve daha fazla sel, daha az temiz içme suyu demek olduğu unutulmamalıdır.
Toprak Yaşamdır TEMA Vakfı 

4 Mayıs 2013 Cumartesi

ÇEVRECİ STK’LAR VE TEMA PANELİ




Gökçeada Meslek Yüksekokulunda “Çevreci STK’lar ve TEMA” konulu panel düzenlendi. Panelde Prof. Dr. Hüseyin Erkul ve Prof. Dr. Veysel Salih Çavuşgil çevreye ve çevreci sivil toplum kuruluşlarına dair önemli bilgiler aktardılar.


Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Gökçeada Meslek Yüksekokulu’nda ”Çevreci  STK’lar ve TEMA” konulu panel düzenlendi. Panelde ilk konuşmayı Gökçeada Meslek Yüksekokul Müdürü Prof. Dr. Hüseyin ERKUL yaptı ve çevreci STK’ları tanıttı. Prof. Dr. Veysel Salih Çavuşgil ise çevre ile ilgili problemlere, çevre sorunlarına, sivil topluma, erozyona ve TEMA’ya dikkat çekti.



PROF. DR. ERKUL: “STK’LARDA OLMAZSAK, ÇEVRE KALMAYACAK”

Prof. Dr. Erkul konuşmasına sivil toplum kuruluşlarını anlatarak başladı. Türkiye’de çeşitli sivil toplum kuruluşlarını tanıtan Prof. Dr. Erkul, doğanın hakimi olma zamanının bittiğini, doğanın parçası olma zamanının başladığını belirtti.  Kırçev, Turmepa, Kuzeydoğa, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi,  REC, SAD, TÜRKÇEK, Yeşil Adımlar Çevre Derneği, Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi, Doğal Hayatı Koruma Derneği (WWF), Dağ Kültürü Derneği ve benzeri birçok sivil toplum kuruluşu ile ilgili bilgiler sundu.

Prof. Dr. Erkul, konuşmasında “Çanakkale’de bazı çevreci dernekler var. Fakat büyük bir kısmı aktif değil, kurumsallaşması yetersiz ve üye sayıları az. STK yönetmek kolay değildir.  Çevresine duyarlı insanlar çevreci STK’larda rol almalıdır. Rol almazlarsa, bu tür STK’lar aktif olmazsa yakında yaşanabilir bir çevre kalmayacaktır.” dedi.



PROF. DR. ÇAVUŞGİL : “DEMOKRASİNİN TEMELİ STK’DIR”

Prof. Dr. Veysel Salih Çavuşgil ise panelde, örgütlü toplumun önemli olduğuna ve birçok siyasetçinin örgütlü toplumu sevmediğine dikkat çekti. Ülkemizin % 7’sinin sivil toplum kuruluşlarına üye olduğunu söyleyen Çavuşgil, Avrupa’da bu oranın % 40 olduğunu belirtti. Prof. Dr. Çavuşgil konuşmasını TEMA’yı tanıtarak devam etti.

Prof. Dr. Çavuşgil konuşmasında TEMA’yla ilgili bilgiler sundu. Prof. Dr. Çavuşgil şu şekilde konuştu “Bugün TEMA’da 500 bin gönüllü var. Sürekli ve düzenli eğitim veriyor. Dünyanın en gelişmiş çevre yayınları TEMA’dadır. Projelere önem vermektedir. Proje gurupları ile aktif rol almaktadır. TEMA, uluslararası birçok kuruluşa üyedir. Hukuk konusunda müthiş çalışmalar yapmakta ve davaları takip etmektedir. Türkiye’de ender olarak bir STK yasa çıkarılmasında etkin olur. Oysa TEMA; Toprak Yasası, Mera Yasası gibi yasalar çıkartılmasında etken olmuştur. Demokrasinin temeli STK’dır. TEMA’ya göre erozyonla mücadele bir milli mücadeledir.” dedi.  Panel öğrencilerden gelen soruların yanıtlanması ile sona erdi.