Çevre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çevre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2013 Çarşamba

Gezi Parkı aydınlık günlerin habercisi oldu

TBMM Çevre komisyonu CHP grup sözcüsü Çanakkale milletvekili M. Serdar Soydan 5 Haziran dünya çevre günü ve taksim gezi parkındaki direnişler nedeniyle sayın cumhurbaşkanıyla görüşmesi sonrası TBMM’de bir açıklama yaptı.


Soydan açıklamasında şu ifadelere yer verdi; “Gelecek nesilleri  mutlu ve refah düzeyi yüksek bir ortamda yaşatmanın yolu, çağdaş toplumlarda hâkim olan kalkınma anlayışının yaşama geçmesiyle mümkündür. Bu anlayış; insanın yaşam kalitesini geliştiren, büyüme ve üretimin dengeli paylaşımını sağlayan bir anlayıştır. Çevre ve şehircilik bakanlığının ülke çapında 81 ilin hava, su, toprak, gürültü ve atık bakımından “kirlilik” karnesine göre 33 ilimizde hava kirliliğinin, 23 ilimizde atıkların, 22 ilimizde ise su kirliliğinin en önemli çevresel problemimiz olduğu ortaya çıkmıştır. Bakanlığın çevre envanteri  ülkemizin üzerinde ki kara bulutların her geçen gün  nasıl artığını açıkça göstermektedir. Bakanlığın kamuoyuna sunduğu ülkemizin karanlık, sicili bozuk çevre envanterine rağmen, akp hükümeti hazırladığı düzenlemelerle, özellikle TBMM gündeminde bulunan orman kanunu ve tabiatı ve biyolojik çeşitliliği koruma kanunu tasarısı ile doğayı ve çevreyi  koruma anlayışından uzaklaşarak, kullanma anlayışının hâkim olmasını hedeflemektedir.  5 Haziran dünya çevre gününde, sizler aracılığıyla kamuoyuna uyarılarımızı yapmak istiyoruz. CHP olarak ileride telafisi mümkün olmayacak çevre sorunları yaşamamak için hükümeti uyarıyor ve TBMM gündemine getirilen tabiatı ve biyolojik çeşitliliği koruma kanunu ve orman kanunu tasarılarının geri çekilerek, katılımcı ve koruma anlayışının hâkim olduğu bir anlayış çerçevesinde yeniden hazırlanmasını talep ediyoruz. Aksi takdirde hep birlikte milli parklarda, koruma alanlarında, doğal yaşam alanlarında yeni talan şekillerine şahit olacağız. CHP olarak, kullanma değil, koruma anlayışının hâkim olduğu bir tasarı istiyoruz. Tek yetkili olarak bakanlığın değil, geniş katılımlı sivil toplum kuruluşlarının, bilim insanlarının ve yöre halkının söz sahibi olacağı bir yönetim anlayışının yaşama geçirilmesini istiyoruz. Sayın başbakanın, hükümetin ve bakanlığın çevre sicili ne yazık ki karanlık, kirli  ve şaibeli… 20 yıldır İstanbul’u, 10 yıldır Türkiye’yi yöneten AKP zihniyetinin İstanbul’u ve ülkemizi getirdiği durum içler acısıdır. Dünya kentlerinden Şanghay ve Bombay dan dan sonra partikül maddeler endeksine göre sanayileşmeye bağlı en yüksek çevre kirliliği 55 birim ile İstanbul a aittir. Bu kirlilik; New York ve Londra da 21 birim, Berlin de ise 22 birimdir. İnsan sağlığı için kişi başına düşen yeşil alan, asgari 9 metrekare olması gerekirken İstanbul da kişi başına düşen yeşil alan miktarı ne yazık ki sadece 1,65 metrekaredir. Bu oran, New York da 29 metrekare, Londra da 26,  Stockholm de ise 87 metrekaredir. Yani İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alan miktarı olması gerekenin çok çok altındadır. Kimdir bunun sorumlusu… 20 yıldır İstanbul’u yöneten sayın başbakan ve onun zihniyetidir…Sayın başbakanın belediye başkanı olduğu dönemde 3. köprü  İstanbul için bir cinayettir sözünden yıllar sonra 3. köprünün temelini atması ve cinayeti işleyenin sayın başbakan olması ibretlik bir durumdur. 2.5 milyar ağaç diktik sözüyle cinayeti örtbas etmeye çalışan başbakanın düştüğü durum gerçekten üzücüdür. Orman genel Müdürlüğü’nün, yıllar itibariyle orman tesis  çalışmaları istatistiğine göre gerçek rakam sayın başbakanın ifade ettiği 2,5 milyar rakamının sadece üçte biridir. Sayın başbakan 10 yılda diktiği ağaç sayısını abartılı bir rakamla söyleyeceğine, son 10 yılda ne kadar orman alanı, ne kadar ağaç, ne kadar bitki örtüsü yok ettiğini açıklamalıdır.”




“Halk Dur diyor”

Taksim gezi parkında yaşanan olaylara da değinen Soydan; “Son bir haftadır taksim gezi parkında başlayan ve tüm yurda yayılan eylemlere değinmek istiyoruz. Taksimde doğasını, ağaçlarını, ayağımızı bastığımız toprağımızı ve kentini korumak isteyen duyarlı yurttaşlarımızın başlattığı demokratik mücadele bilindiği gibi yurdun dört bir yanına yayılmıştır. Sayın başbakanın 10 yıldır izlediği korkutma, sindirme ve yıldırma politikalar sonucu, sivil faşizmin adım adım gelmesine karşı halkımız ayağa kalktı, direndi ve anayasal ve demokratik haklarına sahip çıkmaya başladı. Baskı, yaşam alanlarına müdahale, rant uğruna yapılan çevre katliamı, işsizlik, yolsuzluk, yoksulluk karşısında halk artık dur demektedir… Ulusal bayramların yasaklanmasını, cumhuriyet bayramlarında çoşku yerine baskı ve eziyet görmeye, silivride yaşanan hukuksuzluğa, ülkenin değerlerine, kültürüne zarar verilmesine, ailelerin kaç  çocuk yapması gerektiğine karışılmasına, T.C. ibaresinin sistemli  olarak kaldırılmaya çalışılmasına, Halk artık dur diyor. Barışçıl dış politika yerine müdahaleci ve saldırgan politikalara,  içki kullananlara ayyaş, demokratik haklarını kullananlara bir kaç çapulcu denmesine, cumhuriyetin kurucusu ulu önder M. Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına yapılan acımasız eleştirelere ve hakaretlere, meydanlarda hak arayanların da başbakanı olduğunu unutan sadece bir siyasi parti genel başkanı gibi konuşan kitleleri aşağılayan bir yaklaşıma,  meydanlarda hak arayanları, yediden yetmişe, çoluk çoçuk, yaşlı genç demeden tüm hak arayanları marjinal gruplar olarak gösteren sayın başbakana, halkımız artık yeter diyor…Bu gelişmeler göstermiştir ki, bundan sonra çevreye karşı hoyrat ve acımasız yaklaşımlar bundan sonra eskisi kadar kolay olmayacaktır. Çünkü gezi parkında kesilmek istenen ağaçların kökleri artık tüm yurdu sarmış, demokrasi ve özgürlük mücadelesine dönüşmüştür. Bu yıl ülkemizde 5 Haziran dünya çevre günü etkinlikleri  tarihe geçecek ve tüm dünya da örnek olacaktır.  Temiz bir Türkiye, temiz bir dünya için yola çıkanların taksim gezi parkındaki ağaçları yeşili ve kentini  koruma mücadelesi aydınlık günlerin habercisi olacaktır. Yüzde 49 la geldik diyenler şunu asla akıllarından çıkarmasınlar… Sizi  yüzde 49 la iktidara getiren bu millet yüzde 19’la götürmesini de bilir… Sözlerime, ölümünün 50. yıldönümünde saygıyla andığım büyük usta Nazım’ın dizeleriyle son veriyorum. Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim”

"HAK KUVVETTEN ÜSTÜNDÜR"

ÇANAKKALE BAROSU  ÇEVRE VE KENTLEŞME KOMİSYONU  İLE İNSAN HAKLARI KOMİSYONU'5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ  İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI YAPTI.


 Açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması başlıklı 56. Maddesi “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.”
Tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması başlıklı 63. maddesi de  “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.” hükümlerini içermektedir.
Anayasa’nın yukarıda verilen açık hükümlerine rağmen ülkenin tamamında  çevre ihlalleri çok yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Yöremizde sürdürülmekte olan metalik maden arama faaliyetleri ve katı yakıtla çalışacak olan toplamda 14000 MW gücüne ulaşan termik santral kurulumu ve kapasite arttırma çalışmaları da aynı yoğunlukta devam etmektedir.
Çanakkale Barosu Çevre ve Kentleşme Komisyonu olarak bu vahşi çevre saldırılarına karşı hukuki mücadelemiz var gücüyle sürmektedir. Halen  7 adet altın ve gümüş madeni ve 3 adet termik santrale ilişkin olumlu ÇED raporunun iptali için Çanakkale İdare Mahkemesinde açtığımız davalar sonuçlanmamıştır.
Diğer taraftan, TBMM gündemine Hükümet Tasarısı  olarak giren “TABİATI  VE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ KORUMA  KANUNU TASARISI” nın kanunlaşması halinde, halen statüleri gereği müdahale edilemeyen Milli Parklara, orman alanlarına, meralara vb. doğal ve tarihi sit alanlarında siyasi iktidarlar tarafından rahatlıkla tasarrufta bulunulabilecek, bu bölgeler iskana, madenciliğe ve her türlü saldırıya açık hale gelecektir. Çünkü; bu yasa adının aksine bir” KORUMAMA” yasasıdır.
Sıcak gündem maddesi olarak Taksim Gezi Parkı’nın yıkılıp yerine hangi isim ve hangi amaçla olursa olsun bir bina yapılmak istenmesi de bu vahşi saldırıların son örneğidir.
Megakent İstanbul’da insanların doğaya olan hasretlerini bir nebze olsun giderdikleri, şehrin en yoğun bölgesinde bulunan ve Cumhuriyetin ilk yıllarında ağaçlandırılarak şehre kazandırılan Taksim Gezi Parkı’nın yok edilmesi İstanbullunun yaşam hakkına yapılan ağır bir tecavüzdür. Üstüne üstlük park yok edilerek yerine yapılması planlanan Topçu Kışlası, tarihteki yerine bakıldığında Cumhuriyetle hesaplaşmanın simgesi kabul edilebilecek bir yapıdır. Bu saldırıya karşı demokratik haklarını kullanan ve “marjinal” olmayan insanlara karşı emniyet güçlerince hukuken hiçbir şekilde izah ve kabulü mümkün bulunmayan her türlü insani değerden uzak ağır saldırılarda bulunulmasını kınıyoruz.
6.gününe giren bu direnişin, insanların temiz bir çevrede yaşama haklarını ve insan ve vatandaş olmaktan kaynaklanan tüm demokratik hakların kullanmaktan öte bir anlamı  olmadığı her türlü şüpheden uzaktır.
İstanbul'da, şehrini ve çevreyi koruma bilinciyle demokratik haklarını kullanarak barışçıl bir protesto yapan yurttaşların gaz, cop ve tazyikli suyla dağıtılması, ülkenin belli başlı şehirlerinde kitlesel gösterilere sebep olmuştur.
Başlıca görevi halkın can ve mal güvenliğini korumak olan polisin, bu masum gösterilerde halka karşı şiddet uygulaması; hükümet yetkililerinin göstericileri küçümseyen, aşağılayan, hatta hedef gösteren açıklamaları, protestoların daha da yaygınlaşmasına sebebiyet vermektedir.
Emniyet güçlerinin, asla insana doğrultulmaması  gereken gaz bombalarını özellikle insanları hedef alarak attıkları, yakaladıkları göstericileri ağır şekilde dövdükleri üzülerek gözlemlenmektedir.
Diğer yandan giderek tırmanan kitlesel gösterileri fırsat bilen bir takım provokatörler, polise karşı şiddete başvurmakta, kamu mallarını tahrip etmektedir.
Ne var ki emniyet güçlerinin; şiddete yönelen bir kısım provokatörlerle, barışçı gösteri hakkını kullanan ve hatta tesadüfen orada bulunanlar arasında hiç bir ayrım yapmaksızın, alanda gördüğü kişileri yakalayarak polis merkezlerine götürdüğü izlenmektedir.
Demokratik protesto hakkını kullanan masum halk çoğunluğu, hem polisten hem  göstericilerin arasına sızan provokatörlerden korkar hale gelmiştir.
Hukuk adeta askıya alınmış, hukuk dışı  uygulamalar olağanlaşmıştır. Polis ve halk birbirine nefretle bakar hale getirilmek üzeredir.
Hukukun üstünlüğü ve insan hakları  ağır saldırı altındadır. Demokratik bir hukuk devletinde asla olmaması gereken bu yaşananlar, Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışmamakta; toplumsal dokuda kalıcı yaralar açmaktadır.
Hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve çevre hakkını savunmakla görevli olan Çanakkale Barosu Çevre ve Kentleşme Komisyonu ile Çanakkale Barosu İnsan Hakları Komisyonu olarak, kamusal erki temsil konumunda olan tüm yetkilileri:
- Hukuk dışı uygulamalara derhal son verilmesini sağlamaya;
- Yurttaşlara şiddet uygulayan, buna azmettiren veya göz yuman kamu görevlileri hakkında gerekli işlemleri etkili bir şekilde başlatmaya ve bunu halka ilan etmeye davet ediyoruz.
Demokratik gösteri haklarını hukuk çerçevesinde kullanan yurttaşlarımızın da aralarına sızmaya çalışan provakatörlere izin vermeyeceklerine, her hal ve şartta şiddetten uzak duracaklarına ve sağduyuyu elden bırakmayacaklarına olan inanca ilişkin Türkiye Barolar Birliğinin bugün yayınladığı çağrıya Çanakkale Barosu Çevre ve Kentleşme Komisyonu ile Çanakkale Barosu İnsan Hakları Komisyonu olarak bizler de katılıyoruz.
İnsanın olmadığı yerde hakkın anlamı kalmaz. Unutulmamalıdır ki, HAK KUVVETTEN ÜSTÜNDÜR."

4 Haziran 2013 Salı

"Gezi Parkı kentini koruma mücadelesine ışık tutacaktır"

TBMM Çevre Komisyonu CHP Grup Sözcüsü Çanakkale Milletvekili Serdar Soydan “5 Haziran Dünya Çevre Günü“ nedeniyle bir açıklama yaptı.

 CHP Olarak gelecek nesillere yaşanabilir bir ülke ve çevre bırakmak istediklerini ifade eden Serdar Soydan şunları söyledi; “Gelecek nesilleri mutlu ve refah düzeyi yüksek bir ortamda yaşatmanın yolu çağdaş toplumlarda hakim olan kalkınma anlayışının yaşama geçmesi ile mümkündür. Ülkemizde korunan alanların sayısı ve yüzey alanları bir çok Avrupa  ülkesinin ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerle kabul edilen hedeflerin çok gerisindedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan Türkiye sorunları ve öncelikleri raporuna göre ülke çapında 81 ilin 33’ünde hava kirliliği, 23 ilde atıklar, 22 ilde ise su kirliliği önemli çevresel problem  olarak tespit edildi. Bizlere armağan edilen oksijen deposu doğa harikası cennet kaz dağları uluslar arası şirketlerin çıkarları uğruna maden arama ve işletme faaliyetleri ve Biga ovasındaki kurulmuş ve kurulacak olan termik santraller geleceğimize darbe vurmaya devam etmektedir. Kentine ve doğasına sahip çıkan duyarlı insanların Taksim gezi parkında başlattığı eylemler yurdun dört bir yanını sarmış duyarlılık ülke sınırlarını aşmıştır.Bu gelişmeler göstermiştir ki bundan sonra çevreye karşı hoyrat ve acımasız yaklaşımlar eskisi kadar kolay olmayacaktır. Gezi parkında kesilmek istenen ağaçların kökleri tüm yurdu sarmıştır. Ülkemizdeki 5 haziran dünya çevre günü etkinlikleri tarihe geçecektir.  Temiz bir Türkiye, bir dünya için yola çıkanların taksim gezi parkındaki ağaçları yeşili ve kentini koruma mücadelesi geleceğe ışık tutacaktır."

"Çevre Gününü kutlamıyoruz"

 Çanakkale TEMA İl Temsilcisi Hanifi Araz 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü  ‘kutlanacak’ bir şey olmadığı için kutlamadıklarını ifade etti.  

Araz açıklamasında şu ifadelere yer verdi; " Biz ülkemizin doğasına, tüm canlıların yaşam hakkına sahip çıkan her yaştan, her düşünceden sivil toplum gönüllüleriyiz. Günlerdir Taksim Gezi Parkı’nda sembol haline gelen nöbetimizle, ülkemizin doğasına ardı ardına ve acımasızca indirilen darbelere karşı tek yürek olduk, hepimiz için direniyoruz, direnmeye de devam edeceğiz. Bizler bu yıl 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü  ‘kutlanacak’ bir şey olmadığı için kutlamıyoruz. Ama bu pes ettiğimiz, yorulduğumuz anlamına gelmiyor. Aksine hiç olmadığı kadar başımız dik ve umutluyuz. Sivil toplum kuruluşları olarak; ilk kez halkımızı yaşama sahip çıkmak için sokaklara, meydanlara çıkarmak için çaba sarf etmedik. Duyarlı herkes, ağaçları korumak için kendiliğinden Taksim Gezi Parkı’nda toplandı, ağaçların başında çadırları yakılmasına, biber gazı ve tazyikli suya maruz kalmasına rağmen gece gündüz nöbet tuttu. Gelemeyenler sosyal medya aracılığı ile mesajlarımızı, yaşananları dünyaya yaydı. Ve yine ilk kez ekoloji temelli bir sivil toplum hareketi toplumun her kesiminden insanı bir araya getirdi. Taksim Gezi Parkı Direnişimiz, sadece ağaçların korunması için değil suyumuzu esaret altına alan HES’ler, güneşimiz ve rüzgârımız varken dünyanın vazgeçtiği nükleer santrallerin inşasındaki ısrar, İstanbul’un geriye kalan son ormanlarını yok edecek, su havzasını kirletecek 3. Köprü, ülkemizin en verimli tarım toprakları Trakya’yı ne hale getireceğini düşünmek bile istemediğimiz Kanal İstanbul Projesi, maden ve taşocaklarından sonra ormanlarda petrol aranmasına izin verilmesi, Tabiat Kanunu ile tüm korunan alanları savunmasız bırakacak ‘yasal’ düzenlemeler, özetle ve maalesef saymakla bitmeyecek çoklukta insanın yarattığı ‘doğal olmayan’ felaketlere karşı. Taksim Gezi Parkı Direnişimiz, bu yatırım kararlarından dolayı doğayla bir bütün yaşam süren insanları, yaban hayvanlarını yerlerinden etmesine, çözüm arayanların suçlanmasına ve çözüm yollarının tıkanmasına karşı. Taksim Gezi Parkı Direnişimiz, hayvan haklarının korunmamasına karşı. Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’nın çok yakın bir zamanda TBMM’de görüşülerek onaylanacak olması yüzünden endişelerimiz sonsuz. 2010 yılından itibaren verdiğimiz mücadelenin ve önerilerimizin dikkate alınmamasından ötürü üzgünüz. Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma(ma) Kanunu yüzünden ülkemizdeki orman alanları, sulak alanlar, kıyılar ve bütün diğer doğal alanlar geri dönüşü olmayacak tahribatlara karşı savunmasız kalacak. 
Dünya 5 Haziran’da Çevre Gününü kutluyor. Keşke bizler de…"


22 Mayıs 2013 Çarşamba

Çanakkale Küçük Kıyamet'i yaşıyor


Çevre mücadelesine destek verenler Çanakkale Çevre Platformu öncülüğünde  iskele meydanında bir araya geldi. Basın açıklamasına Çanakkale Çevre Platformu üyeleri, Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, CHP İl ve İlçe yönetimi, Sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı.


Çanakkale, çevre, iskele, maden, kaz dağı,

Çanakkale Çevre Platformu dönem sözcüsü Hicri Nalbant yaptığı açıklamada Vali Tuna'ya teşekkür etti. Yeni Vali'den aynı duyarlılığı beklediklerini bildirdi.

Nalbant şunları söyledi; "Bizler aşağıda imzası bulunan; Demokratik kitle örgütleri”, dernekler, meslek örgütleri, sendikalar, yapılar, oluşumlar, partiler, diğer “STK”lar olarak, Kazdağı Yöresi ve Biga Yarımadası’nda çevre ve ekosistem üzerinde yıkıma yol açacak, başta altın-gümüş-bakır olmak üzere tüm “metalik madencilik faaliyetleri” ve “termik santral” projelerinin Çanakkale’mizin havası, toprağı, suyu ve değerleri üzerinde yaratacağı kirlilik sebebi ile en kısa zamanda, derhal durdurulmasını istiyoruz.

Sayın Çanakkale Valisi Güngör Azim Tuna, bugüne kadar bilimsel ve haklı gerekçelerle, altın şirketlerine gayri sıhhi müessese ruhsatı vermemiştir. Çanakkale’nin değerlerinden, doğadan, yaşamın sürekliliğinden yana tavır koyan Sayın Valimizi, bir kez daha kutluyor ve teşekkür ediyoruz. Bizlere göre beklenmedik ve zamansız olarak çıkarılan  Eskişehir İline tayinin, Sayın Valinin bu hassasiyetlerinden kaynaklanmamış olmasını diliyoruz. Bizler biliyoruz ki, Devlet’de devamlılık esastır. İlimize yeni atanan Sayın Vali Ahmet Çınar’dan da, Sayın Güngör Azim Tuna’nın gösterdiği duyarlılığın ve kararlılığın devamını bekliyoruz.

 Bugün bölgemizde, termik santral projeleri, altın madeni işletmeleri ile doğaya, çevreye, yaşam alanlarımıza ve Çanakkale değerlerine savaş açan zihniyet ile, Hatay, Urfa, Gaziantep gibi şehirlerimiz başta olmak üzere, emperyalistler ile işbirliği yapıp ülkeye savaş ithal eden zihniyet aynıdır. Çanakkale'de yaşam hakkımız ve yaşama alanlarımıza saldıranlara karşı nasıl mücadele veriyorsak, ülkemizi savaşa sürükleyen sisteme karşı da aynı kararlılıkla haykırıyoruz ve "savaşa hayır" diyoruz. Bu vesile ile, on gün önce Hatay'da (Reyhanlı İlçesi) hayatını kaybeden masum yurttaşlarımızı saygı ile anıyor yakınlarına sabır, yaralılara acil şifalar diliyoruz.
Çanakkale’mizin havasını, suyunu, toprağını koruma ve yaşam alanlarımızı savunma mücadelesinde yanımızda olan, Çanakkale Çevre Platformuna güç veren, destek olan tüm kişi ve kuruluşlar ile, birlikte olma irademizi sonuna kadar paylaşacağımızı bildiririz. Ancak bugüne kadar açık açık, çevreden yana tavır koymayan, sessiz kalan ve tarafını belli etmeyen kişilerin ve kuruluşların da Çanakkale’ye en büyük kötülüğü yaptığını ilan ediyoruz. Bu deklarasyonumuza imzalarını atarak desteklerini açıkça ilan eden yapılar dışında kalanları en kısa zamanda tek tek Çanakkale kamuoyu ile paylaşacağız.
Bilindiği üzere Biga Yarımadası ve özel olarak da Kazdağı Yöresi son yıllarda yoğun olarak maden arama faaliyetlerine açılmış bulunmaktadır. Bugün bölgede, maden arama ruhsatı verilmemiş bir karış yer neredeyse kalmamıştır. Bölge son yıllarda yoğun olarak çokuluslu Batılı yayılmacı ülkelerden gelen madencilik şirketlerinin sondajlı arama faaliyetlerine sahne olmaktadır.  Öncelikli olarak altın- gümüş ve bakır cevherleşmeleri aramak üzere sondajlar yapılmaktadır.  Daha henüz işletme evresine bile geçmeden, açılan binlerce derin maden arama sondajlarıyla yeraltı su hazneleri (akifer) delik deşik edilmiş, kötü sular tatlı sulara karıştırılmış, yüzlerce binlerce yıldır akmakta olan bazı pınarlar bir anda kurumuş, bazı pınarlardan bulanık, köpüklü (polimer) ve yağlı (gres yağı) sular akmağa başlamıştır.  Ormanlık alanlar içerisine açılan pek çok sondaj yolu ve sondaj yeri hazırlama kazılarıyla dağ yamaçlarının bitki örtüsü sıyrılmış, binlerce ağaç kesilmiş ve zemin, hızla  erozyona açık hale getirilmiştir.

Bugünlerde Çanakkale'nin içme suyunu sağlayan Atikhisar Barajı'nın su toplama havzasında, dağ yamaçlarında hummalı bir sondaj faaliyeti yürütülürken, Atikhisar Barajı'nın ve Çanakkale'nin içme suyunun yenilerde başına gelen sel felaketini bir hatırlayalım.
Aynalı Pazar Gazetesinin 9 Aralık 2012 tarihli sayısında şu başlıklar görülmektedir:

Çanakkale'nin Suyu Tehdit Altında
Boğaz İki Renk
10 Saatte  57 kg Yağış
Sel Bölgesinde İnceleme - Çanakkale İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ekipleri, geçtiğimiz hafta sonu yaşanan sel felaketinden etkilenen ilçelerde incelemeler yaptı.
Görülüyor ki Çanakkale ve ilçelerinde 2012 yılı Aralık ayının ilk haftasında bir sel felaketi olmuş.  Bereket ki henüz onbinlerce ton siyanür, arsenik, cıva, kurşun, antimon, kadmiyum gibi ağır metal zehirleri ve maden kazılarından çıkartılacak olan yüzlerce  milyon ton gevşek hafriyat yığınları sel felaketleri ile henüz tanışmamış.  Eğer Kirazlı ve sıradaki diğer altın madenleri sözü edilen sel felaketinden daha önce işletmeye geçmiş olsalardı, yani Sayın Güngör Azim Tuna daha önceden “gayri sıhhi müessese ruhsatı” vermiş olsaydı, bugün bölgede durum ne olurdu?  Bunun yanıtı çok açıktır: "küçük kıyamet"!
Çanakkale'ye su sağlayan Atikhisar barajı bir kaç günlük yağışın getirdiği erozyonla felç olmuş ve buna bağlı olarak Çanakkale’nin şehir suyu bulanık akmaya başlamıştır.  Çanakkale Belediyesi de şehir suyunun bir süre  kullanılmaması konusunda  halkı uyarmak zorunda kalmıştır.  Bu  doğal afetin nasıl bir şey olduğunu televizyonlarda seyretmiş bulunmaktayız.  Böyle bir su barajının su toplama havzasına, yüzlerce  milyon ton zehirli hafriyatı gelişigüzel yığacak bir maden işletmesi, nasıl kurulabilir?  Bunu yapsa yapsa ancak düşman kuvvetleri veya onlarla işbirliğine girmiş olan hainler, işbirlikçiler yapabilir. Altıncı çeteler, her fırsatta olduğu gibi yine "en son teknolojiyi kullanıyoruz" aldatmasına başvuracaklardır.  Halkımıza soruyoruz, bu güne kadar, milyonlarca ton zehirli maden hafriyatı, dağ yamaçlarında hangi "en son teknoloji" ile tutulabilmiştir? Hem tutulsa bile kaç yıl tutulabilir? Kazdağlarında, Çanakkale’de halen diri, deprem üretecek durumda çok sayıda fay bulunmaktadır.  Hiç beklenmedik bir anda gelip ortalığı sele veren şiddetli yağmurlarla, ansızın gelip metrelerce kalınlıktaki beton ve çelikle örülmüş duvarları yırtan depremlerle sözleşmeler mi yapmışlar bu işgalci çeteler de bizim haberimiz yok?  Biga Yarımadası'nın birinci derecede deprem bölgesi olduğunu bilmezlermi bunlar?  Elbette ki bizden daha iyi bilirler bilmesine.  Ama onların ilgi alanı bizim doğamızı, suyumuzu, toprağımızı korumak değil, yeraltındaki altınlarımızı bir an önce alıp kaçmaktır.
 Kazdağları, geniş bir bölgenin su kaynağıdır, bu hali ile hemen hemen tüm Biga Yarımadası'na hayat verir. Bu bölgenin su kaynaklarının kirletilmeden, zehirlenmeden korunması sadece Biga Yarımadası için değil, tüm Türkiye için bir yaşamsal zorunluluktur.
Çanakkale bölgesini vuran sel felaketi, önüne gelebilecek her türlü suni engeli yerle bir edebilecek niteliktedir.  Önüne çıkacak olan siyanür havuzlarını patlatır, bir kaç minare boyu yüksekliğe varacak olan zehirli hafriyat yığınlarını önüne katıp bir kaç günde Atikhisar Barajını ağzına kadar zehirli çamurla doldurabilir. Baraj bir anda işlevsiz hale gelebilir, 130 binden fazla insan beklenmedik şekilde susuz kalabilir. Ayrıca, deprem hareketleriyle çatlayacak olan siyanür havuzları ve hafriyat yığınları şiddetli yağışlarla buluştuğu taktirde, artık kıyametten kaçış yolu yoktur. İleride, maalesef bu tür sel felaketleri ve depremler bir gün yine gelip kapımızı çalacaktır; bu doğanın kanunudur.
Ancak, bu doğal felaketlerin, kıyamete dönüşmemesi insanoğlunun biz Çanakkale halkının elindedir.
 Suyumuza, toprağımıza, havamıza, ne pahasına olursa olsun sahip çıkmak zorundayız !"

                                                                             

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Halk istemezse hiçbir şey yapılamaz!


Türk Tabipler Birliği Çanakkale Tabip odası Başkanlığı Çevre Komisyonu Serçiler Köyü Maden Alanının şimdiki ve gelecekteki durumu ile ilgili bir değerlendirme yaptı.

 Açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Bugüne kadar hekimlik mesleğinin bize verdiği bilgi ve tecrübeye dayanan yetkiyle, kamu sağlığını korumak adına uyarı görevimizi yapmaya çalıştık. Bu konuda sadece biz değil; Türk Tabipleri Birliği yöneticileri de Çanakkale’ye gelerek uyarılarını yaptılar. Ancak geldiğimiz noktada üzülerek görüyoruz ki uyarılarımız sorumluluğu bulunan kurum ve kişilere ulaşmamıştır. Doktorların  sözlerini dinlemeyen hastaların hem yaşam süreleri kısalmakta hem de yaşam kaliteleri kötüleşmektedir. Doğası ve kültürel özellikleri ile bugüne kadar milyonlarca insana ev sahipliği yapmış, beslemiş ve barındırmış bu bölge, kirli sanayinin istilası altındadır. Böyle giderse önümüzdeki yıl içinde Çanakkale ili sınırları içinde 7’si açık 8 altın madeni, iki tane zenginleştirme tesisi en az 5 adet termik santral faaliyete geçecektir. Anlaşılan o dur ki kirli sanayi bu noktada kalmayacak; önümüzdeki yıllarda giderek daha fazla maden ve termik santral yatırımı yapılacaktır. Hali hazırda ilin mevcut çevre kirliliği potansiyelini saymıyoruz bile. Şu bilinmelidir ki, bugüne kadar bölgedeki çevre sorunlarının gizlenebilmesinin nedeni il genelinde henüz taşıma kapasitesini aşan bir kirlenme olmamasıdır. Bu durum bir yanılsamaya neden olmakta ve kirli olduğu artık dünyanın hiçbir yerinde tartışılmayan bu yatırımları sanki masum gibi göstermekte ve bölgedeki kamu adına karar verme yetkisinde olanları, halkı bilerek ya da bilmeyerek yanıltmaktadır. Buna şirketlerin verdiği sosyal rüşvetler de eklenince tozpembe bir gelecek olacakmışçasına herkes büyülenmektedir.



Bir kez daha uyarıyoruz!

Termik santraller ne kadar iyi teknoloji ile yapılırsa yapılsın hava kirliliğine neden olur.
Hava kirliliği zaten solunum yolu hastalıklarına bağlı olan ölümleri arttırır. Hatta yapılan çalışmalar hava kirliliğine neden olan zehirlerin çocukların üreme organlarını bile etkilediğini ve böylece gelecek nesillerde de bazı hastalıkların görülmesine neden olduğunu göstermektedir. Son yıllarda istatistiklere yansımamakla birlikte ilimizde hava kirliliğinin tehlikeli boyutlara ulaştığı dönemler olmuştur. Bugün kirliliğin istatistiklerde görülmemesinin nedeni çok sınırlı bölgelerde ölçüm yapılması ve hatta Biga’da termik santral tarafından yapılmasıdır. Bu ölçümlerde sunulan verilerin, şirketlerle çıkar ilişkisi olmadığını net bir şekilde ortaya koyan kurumlar tarafından ve herkesçe denetlenebilir bilimsel yöntemlerle yapılmadığı takdirde bizim açımızdan değeri bulunmamaktadır.
Altın madenciliğinin yarattığı riskler ise ortadır. Her şeyden önce bölgemizde binlerce hektarlık ormanlık alan yok edilecektir. Ormanlar temiz hava ve su kaynaklarının garantisidir. Bunun dışında kurulacak olan zenginleştirme tesislerinde her yıl yüzbinlerce metreküp su kullanılacaktır. Bu miktar tek bir işletme için en az 10000 kişinin ihtiyacı olan içme ve kullanma suyuna eşittir. Yeterli su bulunamadığında birçok hastalığın oluştuğu artık net bir şekilde bilinmektedir. Bunun dışında madenlerin hepsinde asit kaya drenajı ihtimali vardır ki bu durum su kaynaklarının ve toprağın kirli su ile kirlenmesine neden olmaktadır. Bölgemizde Çan havzasında madencilik faaliyetlerine bağlı olarak oluşan asit göllerinin toprağı ve suyu kirlettiği bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir. Şimdi bu asit gölleri daha da artacak ve Çanakkale’ye yaklaşacaktır. Madenlerin önemli bir kısmı Atikhisar Barajının su toplama havzası içindedir. Birkaç yıl içinde ortaya çıkacak asit kaya drenajının barajı kirletmesi durumunda bunun sorumluluğu kime ait olacaktır? Eğer örnek alınmak isteniyorsa Balya’ya bakılmalıdır. Balya’da neredeyse 100 yıldır kapalı olan kurşun madeninden hala asit kaya drenajı devam etmektedir. Bu sular yüzey suları ile Manyas Gölüne kadar taşınmaktadır.

DAHA DA ARTTIRABİLECEĞİMİZ BU ÖRNEKLERİN IŞIĞINDA HERKESİ UYARIYORUZ!

Çanakkale’den oy isteyen ve isteyecek olan siyasetçilere sesleniyoruz!
Sizin varoluş nedeniniz halktır. Bu nedenle aldığınız kararlar halkın menfaatine zarar vermemelidir. Çanakkale’de yapılacak olan bu kıyımla ilgili kararınızı verin ve bunu halka açık bir şekilde bildirin. Aksi takdirde sadece oy kaybetmekle kalmaz; Çernobil faciasından sonra halkın gözü önünde çay içen bakan gibi tarihe geçersiniz. Bu halkın hafızasını küçümsemeyin.

Çanakkale Belediyesi başta olmak üzere belediye başkanlarına sesleniyoruz!

Bugüne kadar Çanakkale ve Bayramiç Belediyesi gibi bazı  başkanlar bu konuda açıkça taraf olmuşlardır. Ancak yapılanlar yeterli değildir. Özellikle Çanakkale başta olmak üzere yaşananlar su yetersizliğine neden olacaktır. Halka temiz ve güvenli içme suyu sağlamak belediyelerin görevidir. Madenlerin önemli bölümü su havzaları ve uzun mesafeli koruma alanlar üzerindedir. Çanakkale Belediyesinin vakit kaybetmeden bu durumun su kaynakları üzerine olan etkisini ve olası kötü senaryolar karşısında halka nereden su bulacağını araştırması gerekmektedir. Bulduğu bulguları da halkla paylaşmak zorundadır.

Köylüler, muhtarlar ve imamlara sesleniyoruz!

Köylerde yaşayan halkımızın büyük bir bölümü bu olayların kendilerine ne gibi zararlar vereceğini anlamaktadır. Ancak halen çeşitli nedenlerle muhtarlar ve imamlar başta olmak üzere bazı köylülerin kafasının karışık olduğunu görüyoruz. Maden şirketinin sizin kafanızı karıştırmak üzere rüşvetler verdiğini ve iş vaat ettiğini biliyoruz. Lütfen bunlara kanmayın. Bu şirketler dünyanın her yerinde sözler verirler ve sonra da göstermelik olarak bazılarınızı işe alırlar. Ancak çoğunluğunuz yine bundan yararlanamaz. Bununla birlikte altın madeni, resimde gördüğünüz şekilde köyünüzde yıkıma neden olacaktır. İş umuduyla kabul edeceğiniz bu maden 3 yıl sonra köyünüzü terk edecektir. Ondan sonra siz bu köyde yaşayamadığınızda yanınızda kimse olmayacaktır. Bazı muhtar ve imamların maden şirketinin sözlerine aldandığını  ve halkı yanılttığını görmekteyiz. Özellikle imamlara şunu hatırlatmak isteriz: Yüce dinimizin anlatıldığı hangi kitapta, Allahın özenle yarattığı bu güzellikleri ve nimetleri birilerine daha fazla para kazandırmak için yok edilmesine izin verilmektedir. Allah korkusuna rağmen bu talana sessiz kalan ya da destekleyen imamlara halk hiçbir zaman hakkını helal etmeyecektir.


Kamu adına karar verme yetkisinde olan yöneticiler ve memurlara sesleniyoruz!

Sayın Valimizin özellikle altın madenleri başta olmak üzere çevreye gösterdiği duyarlılık bizim için takdire şayandır. Ancak diğer kamu kurumları için çekincelerimiz bulunmaktadır. Bu kurumlar asli işlevlerinin halkın menfaatleri olduğunu unutmamalıdır. Çanakkale’de yapılmak istenen tüm bu yatırımların, sınırlı sayıda ortağı olan yabancı şirketleri zengin etmekten başka bir işe yaramayacağını ve sanki ülkemizdeki tüm kaynak sorunlarını arttıracakmış gibi sundukları vergiler ve sosyal rüşvetlerin, kirlettikleri doğanın temizleme maliyetlerini bile karşılamayacağını çok iyi bilinmektedir. Şimdiden sondaj bölgelerinde yaşanan kirlenme olayları sadece ceza kesmekle geçiştirilmektedir. Ancak 2000 yılında Romanya’da yaşanan bir kazanın benzerinin burada yaşanması durumunda bu iş sadece ceza keserek geçiştirilemeyecektir. Ve bu durumdan en fazla olası riskleri gör(e)meyen kamu görevlileri sorumlu olacaktır. Bu sorumluluğun hesabı yargı önün de olmasa bile vicdanlarda sorulacaktır.

Çanakkale’de bulunan sivil toplum örgütlerine sesleniyoruz!

Çanakkale’de bulunan sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları ve sendikaların çoğunluğunun gönüllü olarak Kaz Dağlarının çığlığını duyduğunu biliyoruz. Ancak son dönemde Çanakkale’de çevreyi de gündemine alan birçok yeni dernek ve platformun kurulduğunu görmekteyiz. Demokrasi için vazgeçilmez olan bu kurumların varlığından memnun olmaktayız. Ancak özellikle eğitim, sağlık ve çevre için çalışmak amacıyla kurulan bu dernek ve platformların sessizliğini anlamakta güçlük çekmekteyiz. Bu kadar tehlikeli bir dönemin arifesinde kurulan bu dernek ve platformların bu konudaki düşüncelerini ve niyetlerini bir an önce dürüst olarak açıklamalarını bekliyoruz.

Üniversite ve Bilim İnsanlarına sesleniyoruz!

Üniversite ve bilim insanları araştırma yapmakta ve görüş bildirmekte özgürdürler. Özgürlüklerinin sınırlarını da ancak kendileri belirler. Ancak bilim tarihi göstermektedir ki, çalışmalarıyla ve sözleri ile halkın sorunlarını anlayamayan ve onların yanında olamayan akademisyenler tarihin derinliklerinde kaybolmaktadırlar. İlimizde bulunan ve hepimizin varlığı ile övündüğü üniversitenin özellikle çevre sorunlarını araştırmak ve Kaz Dağlarına özel kurulan araştırma merkezlerinin sorunları görünür hale getirecek araştırmalar yapmaları ve en azından bu konunun üniversite içinde bilimsel ve demokratik bir şekilde tartışılmasını sağlamaları görevleridir. Bu görevleri yerine getiremeyen bilim insanlarının varlık gerekçelerinin tartışılır hale geleceğini hatırlatmak istiyoruz.

Çanakkale Halkına sesleniyoruz!

Bugün, yani 07 Mayıs 2013 günü saat 14:00’de Serçiler Köyünde sekizinci Altın ve Gümüş Madeni ocağı için Halkın Katılımı toplantısı yapılacaktır. Bu projelerin hepsi hayata geçtiğinde asıl sizin hayatınız etkilenecektir. Büyük ihtimalle şehrinizde temiz ve güvenli su sıkıntısı yaşanacaktır. Şehrinizin ve ilinizin çok sevdiğiniz doğal güzelliği ve sizin yaşam alanlarınız bu madenler ve termik santrallerle tarih olacaktır. En kötüsü de siz bunu fark ettiğinizde çok geç olacaktır. Tıpkı Dilovası gibi ölümlerinizin büyük bir kısmı kansere bağlı olduğunda artık yapılabilecek fazla bir şey kalmayacaktır. Sessizliğiniz bu felaketleri onayladığınız anlamına da gelmektedir. Dedelerinizin size bıraktığı bu güzellikleri ve değerleri siz torunlarınızdan çalınmasına göz yummak üzeresiniz.

Lütfen Kaz Dağının, Ağı Dağının, Atikhisar’ın, Kaz Dağı Köknarının, Kestanelerin, Su Kaynaklarınızın sesini duyun. Onların sesi kesildiğinde etrafta sizin sesinizi duyan kimse olmayacaktır.

Herkesi Çanakkale’de yaşanacak bu felaketi başlamadan engellemeye çağırıyoruz. Unutmayın halk istemezse hiçbir şey yapılamaz!


10 Nisan 2013 Çarşamba

Soydan'dan çevre önergesi

CHP Çanakkale Milletvekili Serdar Soydan, TBMM'ye soru önergesi verdi. Çevre konusuyla ilgili önerge veren Soydan,  önergenin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını talep etti.

Başbakan Erdoğan'a, 8 Nisan 2013 tarihinde İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde düzenlenen Birleşmiş Milletler Ormancılık Forumu 10. Toplantısı'nın açılışında yaptığı konuşmayı hatırlatan Soydan önergesinde şu ifadelere yer verdi; "Büyüme ve kalkınma böyle devam ederse, ortada yaşanabilir bir dünya kalmayacak. Bu acımasız rekabet, bu hırs, bu tamah böyle devam ederse, çocuklarımıza bırakacağımız bir dünya var olmayacak. Hızlı büyüme karşısında, denizler kirlenmekte, akarsular, göller kuruyor, ormanlar tehdit altına girmekte ve eko-sistemin hızla bozulmaktadır. Birileri kalkınırken, bir yerlerde nehirler kuruyor, birileri sanayileşirken, bir yerlerde denizler kirleniyor, birileri refah ve huzur içinde yaşarken, başka bir yerlerde ormanların yok edilmektedir. Dünyanın, bu şekilde hızla ve hırsla tüketilmeye devam edilmesi halinde, nefes alacak atmosfer, içecek bir damla su kalmayacaktır. Tükettiğimiz ürünlerin kaynağını sorgulamalıyız. Bir parça elmasın, bir gram altının, bir litre petrolün, bir metreküp doğalgazın, bir torba kömürün nerelerden geçip geldiğine, ne tür trajedilere şahit olarak evlerimize ulaştığına artık kafa yormamız gerekiyor' diyerek çevreye, doğaya ve yaşamın sürekliliğine karşı duyarlılığınızı ifade ettiniz. 10 yıllık iktidarınız döneminde, yukarıdaki söylemlerinizi eyleme dönüştürme, yaşama geçirme fırsatı bulduğunuz gerçeği doğrultusunda, dünyanın oksijen deposu, eşsiz doğa harikası Kaz Dağları'nda sürdürülen maden arama faaliyetlerinin ve Biga Ovası, Çanakkale de plansız, çarpık sanayileşmenin son bulması için bugüne kadar neler yaptınız, bundan sonra neler yapmayı düşünüyorsunuz, bölgede maden arama ve işletme ruhsatı vermeye devam edecek misiniz? Ege Bölgemizin tarımsal üretim merkezi ve göz bebeği olan Gediz Ovası nda toprağı, suyu ve havayı olumsuz etkileyen Turgutlu Çaldağ Nikel Madeni arama faaliyetlerine son verecek misiniz, bölgedeki maden arama faaliyetlerini durdurmayı düşünüyorsunuz? Kocaeli Dilovası, İzmir Aliağa yaşanan ve bölgede yaşayan insanların yaşamını tehdit eder hale gelen yoğun çevre kirliliği, özelliklede hava kirliği karşısında neler yaptınız ve neler yapmayı düşünüyorsunuz? Söylemleriniz doğrultusunda havayı, suyu ve toprağı yani yaşamın kendisini korumak ve yaşatmak için ülkemizdeki tüm maden arama ve işletme ruhsatlarının yeniden değerlendirilmeye alınmasını, akarsularımızı akmaz hale getiren bölgelerde yaşamın can suyunu yok eden HES izinlerinin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulması konusunda çalışmalar yapmayı düşünüyor musunuz?”