komisyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
komisyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2013 Çarşamba

Gezi Parkı aydınlık günlerin habercisi oldu

TBMM Çevre komisyonu CHP grup sözcüsü Çanakkale milletvekili M. Serdar Soydan 5 Haziran dünya çevre günü ve taksim gezi parkındaki direnişler nedeniyle sayın cumhurbaşkanıyla görüşmesi sonrası TBMM’de bir açıklama yaptı.


Soydan açıklamasında şu ifadelere yer verdi; “Gelecek nesilleri  mutlu ve refah düzeyi yüksek bir ortamda yaşatmanın yolu, çağdaş toplumlarda hâkim olan kalkınma anlayışının yaşama geçmesiyle mümkündür. Bu anlayış; insanın yaşam kalitesini geliştiren, büyüme ve üretimin dengeli paylaşımını sağlayan bir anlayıştır. Çevre ve şehircilik bakanlığının ülke çapında 81 ilin hava, su, toprak, gürültü ve atık bakımından “kirlilik” karnesine göre 33 ilimizde hava kirliliğinin, 23 ilimizde atıkların, 22 ilimizde ise su kirliliğinin en önemli çevresel problemimiz olduğu ortaya çıkmıştır. Bakanlığın çevre envanteri  ülkemizin üzerinde ki kara bulutların her geçen gün  nasıl artığını açıkça göstermektedir. Bakanlığın kamuoyuna sunduğu ülkemizin karanlık, sicili bozuk çevre envanterine rağmen, akp hükümeti hazırladığı düzenlemelerle, özellikle TBMM gündeminde bulunan orman kanunu ve tabiatı ve biyolojik çeşitliliği koruma kanunu tasarısı ile doğayı ve çevreyi  koruma anlayışından uzaklaşarak, kullanma anlayışının hâkim olmasını hedeflemektedir.  5 Haziran dünya çevre gününde, sizler aracılığıyla kamuoyuna uyarılarımızı yapmak istiyoruz. CHP olarak ileride telafisi mümkün olmayacak çevre sorunları yaşamamak için hükümeti uyarıyor ve TBMM gündemine getirilen tabiatı ve biyolojik çeşitliliği koruma kanunu ve orman kanunu tasarılarının geri çekilerek, katılımcı ve koruma anlayışının hâkim olduğu bir anlayış çerçevesinde yeniden hazırlanmasını talep ediyoruz. Aksi takdirde hep birlikte milli parklarda, koruma alanlarında, doğal yaşam alanlarında yeni talan şekillerine şahit olacağız. CHP olarak, kullanma değil, koruma anlayışının hâkim olduğu bir tasarı istiyoruz. Tek yetkili olarak bakanlığın değil, geniş katılımlı sivil toplum kuruluşlarının, bilim insanlarının ve yöre halkının söz sahibi olacağı bir yönetim anlayışının yaşama geçirilmesini istiyoruz. Sayın başbakanın, hükümetin ve bakanlığın çevre sicili ne yazık ki karanlık, kirli  ve şaibeli… 20 yıldır İstanbul’u, 10 yıldır Türkiye’yi yöneten AKP zihniyetinin İstanbul’u ve ülkemizi getirdiği durum içler acısıdır. Dünya kentlerinden Şanghay ve Bombay dan dan sonra partikül maddeler endeksine göre sanayileşmeye bağlı en yüksek çevre kirliliği 55 birim ile İstanbul a aittir. Bu kirlilik; New York ve Londra da 21 birim, Berlin de ise 22 birimdir. İnsan sağlığı için kişi başına düşen yeşil alan, asgari 9 metrekare olması gerekirken İstanbul da kişi başına düşen yeşil alan miktarı ne yazık ki sadece 1,65 metrekaredir. Bu oran, New York da 29 metrekare, Londra da 26,  Stockholm de ise 87 metrekaredir. Yani İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alan miktarı olması gerekenin çok çok altındadır. Kimdir bunun sorumlusu… 20 yıldır İstanbul’u yöneten sayın başbakan ve onun zihniyetidir…Sayın başbakanın belediye başkanı olduğu dönemde 3. köprü  İstanbul için bir cinayettir sözünden yıllar sonra 3. köprünün temelini atması ve cinayeti işleyenin sayın başbakan olması ibretlik bir durumdur. 2.5 milyar ağaç diktik sözüyle cinayeti örtbas etmeye çalışan başbakanın düştüğü durum gerçekten üzücüdür. Orman genel Müdürlüğü’nün, yıllar itibariyle orman tesis  çalışmaları istatistiğine göre gerçek rakam sayın başbakanın ifade ettiği 2,5 milyar rakamının sadece üçte biridir. Sayın başbakan 10 yılda diktiği ağaç sayısını abartılı bir rakamla söyleyeceğine, son 10 yılda ne kadar orman alanı, ne kadar ağaç, ne kadar bitki örtüsü yok ettiğini açıklamalıdır.”




“Halk Dur diyor”

Taksim gezi parkında yaşanan olaylara da değinen Soydan; “Son bir haftadır taksim gezi parkında başlayan ve tüm yurda yayılan eylemlere değinmek istiyoruz. Taksimde doğasını, ağaçlarını, ayağımızı bastığımız toprağımızı ve kentini korumak isteyen duyarlı yurttaşlarımızın başlattığı demokratik mücadele bilindiği gibi yurdun dört bir yanına yayılmıştır. Sayın başbakanın 10 yıldır izlediği korkutma, sindirme ve yıldırma politikalar sonucu, sivil faşizmin adım adım gelmesine karşı halkımız ayağa kalktı, direndi ve anayasal ve demokratik haklarına sahip çıkmaya başladı. Baskı, yaşam alanlarına müdahale, rant uğruna yapılan çevre katliamı, işsizlik, yolsuzluk, yoksulluk karşısında halk artık dur demektedir… Ulusal bayramların yasaklanmasını, cumhuriyet bayramlarında çoşku yerine baskı ve eziyet görmeye, silivride yaşanan hukuksuzluğa, ülkenin değerlerine, kültürüne zarar verilmesine, ailelerin kaç  çocuk yapması gerektiğine karışılmasına, T.C. ibaresinin sistemli  olarak kaldırılmaya çalışılmasına, Halk artık dur diyor. Barışçıl dış politika yerine müdahaleci ve saldırgan politikalara,  içki kullananlara ayyaş, demokratik haklarını kullananlara bir kaç çapulcu denmesine, cumhuriyetin kurucusu ulu önder M. Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına yapılan acımasız eleştirelere ve hakaretlere, meydanlarda hak arayanların da başbakanı olduğunu unutan sadece bir siyasi parti genel başkanı gibi konuşan kitleleri aşağılayan bir yaklaşıma,  meydanlarda hak arayanları, yediden yetmişe, çoluk çoçuk, yaşlı genç demeden tüm hak arayanları marjinal gruplar olarak gösteren sayın başbakana, halkımız artık yeter diyor…Bu gelişmeler göstermiştir ki, bundan sonra çevreye karşı hoyrat ve acımasız yaklaşımlar bundan sonra eskisi kadar kolay olmayacaktır. Çünkü gezi parkında kesilmek istenen ağaçların kökleri artık tüm yurdu sarmış, demokrasi ve özgürlük mücadelesine dönüşmüştür. Bu yıl ülkemizde 5 Haziran dünya çevre günü etkinlikleri  tarihe geçecek ve tüm dünya da örnek olacaktır.  Temiz bir Türkiye, temiz bir dünya için yola çıkanların taksim gezi parkındaki ağaçları yeşili ve kentini  koruma mücadelesi aydınlık günlerin habercisi olacaktır. Yüzde 49 la geldik diyenler şunu asla akıllarından çıkarmasınlar… Sizi  yüzde 49 la iktidara getiren bu millet yüzde 19’la götürmesini de bilir… Sözlerime, ölümünün 50. yıldönümünde saygıyla andığım büyük usta Nazım’ın dizeleriyle son veriyorum. Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim”

"HAK KUVVETTEN ÜSTÜNDÜR"

ÇANAKKALE BAROSU  ÇEVRE VE KENTLEŞME KOMİSYONU  İLE İNSAN HAKLARI KOMİSYONU'5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ  İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI YAPTI.


 Açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması başlıklı 56. Maddesi “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.”
Tarih, Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması başlıklı 63. maddesi de  “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.” hükümlerini içermektedir.
Anayasa’nın yukarıda verilen açık hükümlerine rağmen ülkenin tamamında  çevre ihlalleri çok yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Yöremizde sürdürülmekte olan metalik maden arama faaliyetleri ve katı yakıtla çalışacak olan toplamda 14000 MW gücüne ulaşan termik santral kurulumu ve kapasite arttırma çalışmaları da aynı yoğunlukta devam etmektedir.
Çanakkale Barosu Çevre ve Kentleşme Komisyonu olarak bu vahşi çevre saldırılarına karşı hukuki mücadelemiz var gücüyle sürmektedir. Halen  7 adet altın ve gümüş madeni ve 3 adet termik santrale ilişkin olumlu ÇED raporunun iptali için Çanakkale İdare Mahkemesinde açtığımız davalar sonuçlanmamıştır.
Diğer taraftan, TBMM gündemine Hükümet Tasarısı  olarak giren “TABİATI  VE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ KORUMA  KANUNU TASARISI” nın kanunlaşması halinde, halen statüleri gereği müdahale edilemeyen Milli Parklara, orman alanlarına, meralara vb. doğal ve tarihi sit alanlarında siyasi iktidarlar tarafından rahatlıkla tasarrufta bulunulabilecek, bu bölgeler iskana, madenciliğe ve her türlü saldırıya açık hale gelecektir. Çünkü; bu yasa adının aksine bir” KORUMAMA” yasasıdır.
Sıcak gündem maddesi olarak Taksim Gezi Parkı’nın yıkılıp yerine hangi isim ve hangi amaçla olursa olsun bir bina yapılmak istenmesi de bu vahşi saldırıların son örneğidir.
Megakent İstanbul’da insanların doğaya olan hasretlerini bir nebze olsun giderdikleri, şehrin en yoğun bölgesinde bulunan ve Cumhuriyetin ilk yıllarında ağaçlandırılarak şehre kazandırılan Taksim Gezi Parkı’nın yok edilmesi İstanbullunun yaşam hakkına yapılan ağır bir tecavüzdür. Üstüne üstlük park yok edilerek yerine yapılması planlanan Topçu Kışlası, tarihteki yerine bakıldığında Cumhuriyetle hesaplaşmanın simgesi kabul edilebilecek bir yapıdır. Bu saldırıya karşı demokratik haklarını kullanan ve “marjinal” olmayan insanlara karşı emniyet güçlerince hukuken hiçbir şekilde izah ve kabulü mümkün bulunmayan her türlü insani değerden uzak ağır saldırılarda bulunulmasını kınıyoruz.
6.gününe giren bu direnişin, insanların temiz bir çevrede yaşama haklarını ve insan ve vatandaş olmaktan kaynaklanan tüm demokratik hakların kullanmaktan öte bir anlamı  olmadığı her türlü şüpheden uzaktır.
İstanbul'da, şehrini ve çevreyi koruma bilinciyle demokratik haklarını kullanarak barışçıl bir protesto yapan yurttaşların gaz, cop ve tazyikli suyla dağıtılması, ülkenin belli başlı şehirlerinde kitlesel gösterilere sebep olmuştur.
Başlıca görevi halkın can ve mal güvenliğini korumak olan polisin, bu masum gösterilerde halka karşı şiddet uygulaması; hükümet yetkililerinin göstericileri küçümseyen, aşağılayan, hatta hedef gösteren açıklamaları, protestoların daha da yaygınlaşmasına sebebiyet vermektedir.
Emniyet güçlerinin, asla insana doğrultulmaması  gereken gaz bombalarını özellikle insanları hedef alarak attıkları, yakaladıkları göstericileri ağır şekilde dövdükleri üzülerek gözlemlenmektedir.
Diğer yandan giderek tırmanan kitlesel gösterileri fırsat bilen bir takım provokatörler, polise karşı şiddete başvurmakta, kamu mallarını tahrip etmektedir.
Ne var ki emniyet güçlerinin; şiddete yönelen bir kısım provokatörlerle, barışçı gösteri hakkını kullanan ve hatta tesadüfen orada bulunanlar arasında hiç bir ayrım yapmaksızın, alanda gördüğü kişileri yakalayarak polis merkezlerine götürdüğü izlenmektedir.
Demokratik protesto hakkını kullanan masum halk çoğunluğu, hem polisten hem  göstericilerin arasına sızan provokatörlerden korkar hale gelmiştir.
Hukuk adeta askıya alınmış, hukuk dışı  uygulamalar olağanlaşmıştır. Polis ve halk birbirine nefretle bakar hale getirilmek üzeredir.
Hukukun üstünlüğü ve insan hakları  ağır saldırı altındadır. Demokratik bir hukuk devletinde asla olmaması gereken bu yaşananlar, Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışmamakta; toplumsal dokuda kalıcı yaralar açmaktadır.
Hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve çevre hakkını savunmakla görevli olan Çanakkale Barosu Çevre ve Kentleşme Komisyonu ile Çanakkale Barosu İnsan Hakları Komisyonu olarak, kamusal erki temsil konumunda olan tüm yetkilileri:
- Hukuk dışı uygulamalara derhal son verilmesini sağlamaya;
- Yurttaşlara şiddet uygulayan, buna azmettiren veya göz yuman kamu görevlileri hakkında gerekli işlemleri etkili bir şekilde başlatmaya ve bunu halka ilan etmeye davet ediyoruz.
Demokratik gösteri haklarını hukuk çerçevesinde kullanan yurttaşlarımızın da aralarına sızmaya çalışan provakatörlere izin vermeyeceklerine, her hal ve şartta şiddetten uzak duracaklarına ve sağduyuyu elden bırakmayacaklarına olan inanca ilişkin Türkiye Barolar Birliğinin bugün yayınladığı çağrıya Çanakkale Barosu Çevre ve Kentleşme Komisyonu ile Çanakkale Barosu İnsan Hakları Komisyonu olarak bizler de katılıyoruz.
İnsanın olmadığı yerde hakkın anlamı kalmaz. Unutulmamalıdır ki, HAK KUVVETTEN ÜSTÜNDÜR."